Euro 2016 için adaylığımız açıklandı. Tam çok şükür yanımıza birilerini takmadan kendi başımıza adam gibi bir organizasyon yapacağız derken bu seferde kendi içimizdeki acemiliklerin, vizyonsuz insanların yaptıkları saçmalıklarla şoka girdik! Türkiye düşmanı olsa yapmaz bunu, bu ancak deli işi!
Organizasyon adaylığı ile başlarsak; şehirlerinin merkezlerini isyancıların basıp yerleştiği, dünyanın suç oranı yüksek ülkelerinden biri olan Güney Afrika’nın tek başına Dünya Kupası düzenlediği bir dünyada bizim hala birileri ile ortak girişimlerimiz komik kalıyordu. Nitekim bu sefer doğru bir karar alarak kolları sıvayıp tek başımıza Euro 2016’ya aday olduk. Unutmayalım ki 70 milyonluk nüfusu, dünyanın ilk yirmi büyük ekonomisinden birine sahip olan, Ortadoğu’nun en güçlü ülkesiyiz biz.
Buraya kadar tamam, peki biz bu organizasyonu niye yapmak istiyoruz?
Bütün dünyaya bir ay boyunca ülkemizi tanıtmak her TV kanalında adımızı geçirmek ve olaysız düzgün bir EURO 2016 ile bu ülkenin hangi imkanlarda ve hangi medeniyette olduğunu, hatta biraz da üzerini süsleyerek anlatmak. Müthiş bir ambians ve eğlence ortamı yaratarak gelen insanlardan ülkeye döviz girdisi sağlamak. Gelen turistleri mutlu etmek ve ülkemizin tanıtımını yaşayanların ağzından kulaktan kulağa dünyaya duyurmak.
Budur!
Futbol seyircisi ne ister, ne bekler?
İşte burada gerçekçi olmak, gelecek insan tipini iyi analiz etmek lazım.
Ülkeye gelecekler futbol seyircisi olacak, 20-40 yaş arası bir topluluk ağırlıkta olmak üzere,
Yani;
PERİ BACALARINI, AYASOFYA MÜZESİ’Nİ GÖRMEYE DEĞİL İÇMEYE EĞLENMEYE GELİYORLAR!!İşte o noktada olay sadece stadyum ile bitmiyor. Öyle bir yere koyacaksın ki adamları sabahtan giyecekler formalarını başlayacaklar Cafe’lerde, barlarda takılmaya, restoranlarda yemek yemeğe, şarkılar söylemeye ufak tefek alıveriş etmeye…
Vay be bu ne güzel şehir dedirtmen lazım gelene...
“Ben bu kadar ülke gezdim Bağdat Caddesi gibisini görmedim demesi lazım. O ağaçların altında yürürken caddelerde o pub senin bu cafe benim gezdik rüya gibiydi, nasıl para harcadığımızı şaşırdık arkadaş…”
“Bir Taksim Meydanı vardı, hele bir de İstiklal Caddesi, anlatmak ile bitmez. Dev ekranlar kuruldu Taksim Meydanı'na stadyumdan daha güzeldi ortam!! Bir kulüpler var Ortaköy’de, bir cafeler var nefis. Taksim’de maçlardan önce toplanıp maç saatine kadar yedik içtik tezahüratlar yaptık; bayıldık bayıldık, hem maçları seyrettik hem gezdik eğlendik…” dedirteceksin.
SEN İNSANLARI ŞÜKRÜ SARACOĞLU’NA GÖTÜRECEKSİN, BİRAZ DAHA MODERNLEŞTİRİP İNÖNÜ’YE GÖTÜRECEKSİN.Götüreceksin ki adam Bağdat Caddesi’nin keyfine varsın, İstanbul’un güzelliklerini yaşasın, para harcasın biraz arkadaş para harcasın, kendisi pub’larda eglenirken sevgilisi, eşi de alışverişe dalsın kendini kaybetsin, esnafın yüzü gülsün.
Ne işi var bu adamların İkitelli’de? Ne işi var bu insanların Seyrantepe’de?
Etrafı gecekondulara dolu, şehrin dışındaki yerlere götürün ki sıkış tıkış sadece maç saatinde doluşsunlar metrolara otobüslere servislere hem İstanbul’un berbat trafiğine girsinler hem yetersiz metronun kalabalığında bayılsınlar, hem de seyretsinler güzel manzaraları, sonra da bizim gibi isyan edip “bir daha da gelenin…” deyip ülkelerine dönsünler, diyorum ya deli işi bu!
Not: Diğer şehirlerde seçilirken benzer kriterler baz alınmalı, Kimse ne modern stadyumdu ne kaliteli çimento, demir, harika bir çatı malzemesi demez, ama ne güzel şehirdi ne güzel bir atmosfer yaratmışlardı ne eğlendik diye hatırlar.