Türk halkının pek de bilmediği bir konudur Rus salatasının Amerikan salatasına dönüşü. Soğuk Savaş döneminde batı kampında yer almamız ve Sovyet Rusya’ya soğuk kalmamız, Rusların ünlü salatasını bir gecede Amerikan salatası haline getirmiştir.
Şimdilerdeki Türk futbolunun havuz problemi de bu Rus salatası hikayesine benziyor. Aziz Yıldırım’ın son yayın ihalesinden önce belirttiği 400 milyonluk bedel herkes tarafından ilk lahzada kahkahalarla karşılanmıştı.
Fakat daha sonraki süreçte yapılan ihalede ortaya çıkan 300 milyon küsurluk bedel tamamıyla Aziz Yıldırım’ın başarılı bir öngörüsüydü.
Yani Aziz Yıldırım’ın emekleriyle son halini bulan yayın sözleşmesi, bir nevi Fenerbahçe yönetiminin başarısıydı.
Ama nankör futbol ahalimiz her konuda yaptığı gibi bu konuda da salatanın hangi kişilere ve kurumlara ait olduğunu unuttu. Aziz Yıldırım’ın bu hale getirdiği yayın havuzu, bugünlerde Fenerbahçe dışında herkesin ağzında. Utanmasalar bazı kulüplerin çatısı altında diğer kulüpler Fenerbahçe’yi kapı dışarı edecek.
Hapiste yatan bir kulüp başkanının arkasından bolca konuşan, her gün kupa diye tutturan, olayla alakası olmamasına rağmen sırf ezeli rakibi zayıflasın diye demeç vermekten geri durmayan kişilerin, en azından iki dakika düşünmeleri gerekmektedir.
Ercan Güven’in dediği gibi “başkan bir hapisten çıksın o zaman sorunları görüşürüz” demek centilmenliğini göstermeyenlerin, bir yıl hapis yatmış bir insanın serzenişlerine ses çıkartmak için iki kere düşünmeleri gerekmektedir.
Eser, sahibinin hizmetleriyle yükselir. Aziz Yıldırım’ın hem kanal yöneticileri hem de medyayla verdiği mücadeleler sonrasında bu hale gelen havuzun, diğer kulüp yöneticileri tarafından ağızlara sakız edilmesi en azından kadir kıymet bilmemezliktir.
Hem rakibinizi şikeciler, Türk futbolunu kirleten kişiler olarak lanse edeceksiniz sonra da onlar üzerinden reyting yaparak başka takımdan oyuncu kaçıracaksınız.
Eğer kötülediğiniz insanın sırtından para kazanmaya devam ederseniz, mahalledeki ev hanımlarının altın günü dedikodularının baş köşesine kurulursunuz. Bu küçük bir mahalle de bile iki yüzlülüktür.
İşin en gülünç tarafı ise rakibinize şikeciler, kirleticiler derken onlarla aynı havuzda olmaya devam etmek istemeniz ve ayrılma teklifini sizin yapmamanızdır.
Halbuki asıl havuzdan ayrılmak istemesi gerekenler Trabzonspor ve Galatasaray gibi kurumlardır. Çünkü Fenerbahçe’yi farklı şekilde aksettirenler onlardır. Hırsız gördüğünüz kişiyle ortak iş yapmaya devam eder misiniz?
Eğer hırsızla iş yapmaya, onunla birlikte para kazanmaya devam ederseniz siz de onun işine ortak olmuş olursunuz. Ha dersiniz ki zaten Türkiye’de hiçbir kulüp temiz değildir onu anlarım.
Ama o zaman da Fenerbahçe için şikeci, kirletici ya da hırsız diyemezsiniz. Çünkü aynı kaseye kaşık sallamaya devam ediyorsunuz.
Aziz Yıldırım, havuz çıkışında sonuna kadar haklıdır. Çünkü geçmişte yapılan her şey silinmiş ve şike radarına (bu kavram Ahmet Çakar’ın değil ilk olarak Bilgin Gökberk’in ortaya attığı bir kavramdır) sadece Fenerbahçe dahil edilmiştir. Geçmişin kart zamparası ilk sevgilisiyle el ele dolaşan lise talebesine laf söylerse gülünç duruma düşer.
Fenerbahçe’nin karşı kutbundaki takımlar da bu soruşturma iki üç sene önce açılsaydı başlarına neler gelebileceğini bilmekteler. Asıl onları bu kadar sert tutuma sürükleyen de bu zaten.
Eğer mahkeme kararına inanıyor ve rakibinizin temiz olmadığını düşünüyorsanız Aziz Yıldırım’ın teklifini asıl sizin yapmanız gereklidir. Eğer bu teklifi yapan ilk kişi olma erdemini göstermiyorsanız, susmanın da bir erdem olmadığını unutmamalısınız.
Bilmem anlatabildim mi!!!
https://twitter.com/erdi_aydemir