Son yazımızdan bu yana iki ay geçmiş. Son yazımıza “Bu takımın kullanma süresi doldu mu?” başlığını atmıştık. “Bu takımın kimliği kalmadı. Bu takımın bir çizgisi yok. Bu takımın kimyası bozuk. Yeni bir Fenerbahçe planlamasına gitmek gerek” satırlarına yer vermiştik.
İki aylık bir aradan sonra bu görüşlerimizde bir değişiklik olmadığını, tam tersine güçlendiğini üzülerek itiraf etmek zorundayız.
İstatistiklere bakmak yeterli. Fenerbahçe, 28 lig maçının 8’ini kaybetmiş. Neredeyse 3 maçta bir yenilen bir takımın şampiyonluktan söz etmeye hakkı olabilir mi? Düşünün, Bursaspor Fenerbahçe’den daha az yenilmiş. Kayserispor Fenerbahçe kadar yenilmiş. Gaziantepspor Fenerbahçe’den bir fazla yenilmiş.
Küme düşen Hacettepe, 28 maçta sadece 3 kez galip gelebilmiş biri Fenerbahçe’ye karşı. Ankaraspor, 10 maçtır hiç galibiyet alamadıktan sonra Fenerbahçe’yi yenebiliyor.
Bir Fenerbahçe ki, küm düşme hattındaki Kocaelispor’a kendi sahasında son üç dakikada puan veriyor. Ertesi hafta Bursaspor’a son beş dakikada yenik duruma düşüyor.
Bu takımın takım ruhu olsa, bu takımın kondüsyonu yerinde olsa, bu takımın maç kazanma hırsı olsa, bu takım maç seçmemiş olsa, bu takım şampiyonluğa gerçekten kilitlenmiş olsa böyle bir manzara olabilir miydi?
İşte bütün bunlar için takımın “kullanma süresi doldu” demektir. İşte bütün bunlar için bu takımın kimyası bozuktur, işte bunun için yeni bir Fenerbahçe planlamasına gitmek şarttır.
Yeni bir Fenerbahçe. Önümüzdeki yıl şampiyon olamamak pahasına, önümüzdeki yıllarda şampiyonluğa ardarda ipotek koyacak bir Fenerbahçe’nin temellerini atmak şart.
Nasıl Aziz Yıldırım yönetimi 2003-2004 sezonu Ümit Milli Takım’ın iskeletine Pierre Van Hooijdonk’u monte ederek, Marco Aurelio’yu takıma ekleyerek ve takımın başına Christoph Daum’u getirerek yeni Fenerbahçe’nin temellerini atmıştı; öyle bir şeyi yeniden yapmanın vakti geldi. O Fenerbahçe, biri mucizevi biçimde kaçan şampiyonluk ile 5 yılda 3 şampiyonluk gördü. Hesap doğruydu. 5 yıldı 4 şampiyonluk gibi bir şey oldu.
Son iki yıl şampiyonluk görmedik ama bu yılki düşüş, yenilenme olmadan önümüzdeki yıllarda bu takım yapısı ve teknik yönetim ile hayal göreceğimizi gösteriyor.
Luis Aragones’in bir büyük futbol adamı olduğu tartışma götürmez. Sicili ortada; bir yıl öncesinin Avrupa Şampiyonu ve dünya klasmanında birinci sıradaki İspanya Milli Takımı’nın hocasıydı.
Daniel Güiza’ya da söylenecek bir şey yok aslında. İspanya’nın geçen sezon gol kralı olması önemli değil. Del Bosque döneminde de İspanya Milli Takımı’nın 18 oyuncusundan biri olmaya devam etmesi birşeyler anlatıyor.
Gelgelelim, ortada bir bünye uyumsuzluğu olduğu da kuşku götürmüyor. Tüm Fenerbahçe taraftarı –kim ne derse desin- takımla ve camiayla bütünleşmiş Zico’yu arıyor. Zico’dan ayrılmak doğru olmadı.
Şimdi geçmişe ağıt yakamayız. Bugünün manzarasına bakarak, bulunduğumuz yerde de takılamayız. Geleceğe göre hazırlanmak gerekiyor.
Yeni Fenerbahçe’nin temellerinin atılmaya başlanması demek bu.
Bu arada, herşeye rağmen ligi sonuna dek kovalamaya devam gerekli. Kupayı almaya bakmak da. Ben “hedef küçültmek” olarak görsem, aslında hoşlanmasam da, aklım hep “Şampiyonlar Ligi”nde kalacak olsa da, Avrupa sahalarında kalabilmek için UEFA’ya katılacak bir derece elde etmek için uğraşılmalı.
Gerçekçi olalım. Durum bu. Durumumuz bu.